Ankara’nın gri sabahlarından biriydi. Asfaltın üzerinde süzülen siyah-beyaz bir polis aracı, omuzlarında ağır bir yük taşıyordu. O yıllarda ambulans, sadece beyaz bir minibüs değil; bazen bir polisin vicdanı, bazen de bir hastane koridorunun ucu bucağı belli olmayan uzantısıydı.
Kasaba hastanesinin
bahçesinde, motoru hala sıcak olan eski bir ambulans duruyordu. Şoför Ahmet
Efendi, telefonun başında beklerdi. Bir mahalleli arar, "Hanım
fenalaştı!" derdi; Ahmet Efendi gider, hastayı evinden alır, hastaneye
getirirdi. Her şey bu kadar basitti: Bir telefon, bir araç, bir hastane.
Ancak otoyolun
karanlığında işler değişiyordu. Şehrin dışındaki o keskin virajda bir kaza
olduğunda, gökyüzüne yükselen yardım çığlığının bir adresi yoktu. Oraya kim
gidecekti? En yakın hastane mi? Yoksa devriyedeki trafik polisi mi?
Emniyet Genel
Müdürlüğü, bu belirsizliğe bir çözüm bulmaya çalışıyordu. Yol kenarlarındaki
bazı stratejik noktalara, üzerinde "Ambulans" yazan polise ait
araçlar yerleştirilmişti. Bir kaza olduğunda, bu araçların ışıkları karanlığı
yırtarak yardıma koşuyordu. Ama bir sorun vardı: İletişim. Polis,
yaralıyı hayata tutmaya çalışırken, gideceği hastanenin o anki durumundan
habersizdi. Özel hastaneler kendi nakil araçlarıyla kendi yollarında, kamu
hastaneleri ise kendi imkanlarıyla bambaşka bir frekanstaydı.
Bir gün gazetelerde 2918
Sayılı Karayolları Trafik Kanunu manşet oldu (1983). Devlet, Sağlık Bakanlığı’nın
omzuna bir el koymuş ve "Yollardaki bu can pazarı senin
sorumluluğunda," demişti. Artık ilk yardım ve taşıma işi bir
"görev" haline gelmişti. Ama hikayenin en hüzünlü kısmı buradaydı:
Kanun gelmişti ama o kanunu sahada yönetecek bir "merkez" hala yoktu.
1985 yılının bütçe
görüşmelerinde, Meclis’in ağır havasında Bakan Mehmet Aydın kürsüye çıktı.
Elindeki kağıtları kenara bıraktı ve gerçeği bir tokat gibi yüzlere çarptı:
"Maalesef
herkesin bildiği gibi, Türkiye’de modern anlamda acil yardım sistemleri,
merkezleri kurulup, faaliyete geçirilememiştir."
Bu sözler, yollarda
can verenlerin, koordinasyonsuzluk içinde kaybolan dakikaların ve birbirinden
kopuk ambulansların özetiydi. Her yerde her kurumda ambulans var ama
organizasyon yoktu.
Bu hikaye, bugünkü gelişmiş
acil yardım sistemimizin ne kadar zorlu ve "sahipsiz" yollardan
geçerek inşa edildiğini hatırlatıyor.
1980’lerin o
"siren sesli kaosu"ndan modern sisteme geçiş, aslında bir teknoloji
hikayesinden ziyade bir zihniyet devrimi hikayesidir. O yılların
ambulansları ve sağlık politikaları, bugünün yüksek teknolojili sistemine giden
yolda çok ilginç ara duraklardan geçti.
Eskiden ambulans bir
"hizmet" değil, bir "imkan"dı. Parası olanın veya
şanslı olanın ulaştığı bir araçtı. Bugün ise "Acil Sağlık Hizmetleri"
devletin anayasal bir zorunluluğu ve entegre bir teknolojik ağı haline geldi.
Emeği geçenlere saygıyla.
Paramedik Habip
GOSTAK
Tıp Tarihi (112 Tarihi) Bilim Uzmanı
Kaynaklar ve Notlar
1. İnegöl Devlet Hastanesi. Sağlık Tarihi Ambulans ve Oyuncak
Ambulans Müzesi (Müzedeki Ambulanslar Hakkında Bilgilendirme). Bursa :
İnegöl Devlet Hastanesi Başhekimliği, 2020.
2. Erbay, Hasan.
Türkiye’nin İlk Ambulans Servisi: 077 Hızır Acil. Türkiye Klinikleri Tıp
Etiği-Hukuku-Tarihi Dergisi. 2021, Cilt 29, Sayı: 3, s. 323-330.
3. TBMM (1984).
Konu: Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı 1985 Mali Yılı Bütçesi ile 1983
Mali Yılı Kesin Hesabı Münasebetiyle. Ankara : TBMM 17.Dönem, Yasama
Yılı:2, Oturum:46, 18.12.1984.
.png)

Yorumlar
Yorum Gönder