Tarih kitapları genellikle İstanbul’un fethini surlara tırmanan askerlerin cesareti, Şahi toplarının kudreti ve Fatih’in stratejik dehasıyla anlatır. Ancak bu devasa kuşatmanın ardında, bugün bile modern lojistik disiplinine parmak ısırtacak bir sağlık ve tahliye organizasyonu yatmaktaydı. Savaş sadece surların üzerinde değil, aynı zamanda o surların hemen gerisinde, can kurtarma telaşıyla verilen bir başka cephede yaşanıyordu. Osmanlı, Konstantinepolis surları önünde sadece bir ordu değil, aynı zamanda kusursuz bir sistem kurmuştu. Yaralıyı cepheden alıp iyileşme sürecine dahil eden bu sistemin temelinde, ordunun damarları olan Menzil Teşkilatı yatıyordu. Bugün Kızılay’ın (Hilâl-i Ahmer) atası sayabileceğimiz o sahra çadırları, kuşatma boyunca binlerce askerin ikinci şansı oldu. Peki, o hengamede yaralılar nasıl taşınıyordu? Surların önündeki o kanlı çarpışmalarda yaralanan bir asker, kaderine terk edilmiyordu. Silah arkadaşları ve geri hizmet birlikleri, yaralı...