Geçen Çınaraltı’nda otururken bir amca ile tanıştım. Amca, benim sağlık çalışanı olduğumu öğrenince, bir süredir devam eden rahatsızlığından bahsetti. "Peki," dedim, "bir doktora göründün mü, bir tedavi süreci başlattın mı?" Verdiği cevap, aslında toplumumuzda hala yaygın olan bir yanlış anlaşılmanın özeti gibiydi:“Yeğenim,” dedi, “şifa Allah’tandır. O isterse iyileştirir, istemezse hekimlerin ilacı ne eylesin? Kaderimizde ne varsa o olur, ben tevekkül ettim bekliyorum.” O an durdum. Amcanın teslimiyeti ve inancı çok samimiydi; ancak bu teslimiyet, İslam’ın bize öğrettiği "sebeplere sarılma" sorumluluğunu dışarıda bırakan, eksik bir tevekkül anlayışına dayanıyordu. O, şifayı beklerken aslında şifaya giden yolları kendi elleriyle kapatıyordu. İşte bu yüzden, İslam medeniyetinin sağlığa ve ilme bakışını yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var. Zira sağlık, sadece bir dua konusu değil, aynı zamanda üzerinde düşünülmesi ve çaba gösterilmesi gereken ilahi bir emane...