Beylikler Döneminde Tıp Dilinin
Türkçeleşmesi ve Sultan-Hekim İlişkisi
Anadolu, tarih boyunca farklı kültürlerin harmanlandığı, medeniyetlerin köprü kurduğu bir coğrafya oldu. Ancak bu coğrafyanın "Türk yurdu" haline gelmesi, fetihlerin yanı sıra kalemle ve şifa dağıtan ellerle mümkün oldu. Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasıyla şekillenen Beylikler dönemi, siyasi bir bölünme olarak görülse de Türk-İslam kültürünün, sanatının ve özellikle tıp biliminin yerel bir dille yeniden doğuşuydu.
İslam dünyasında Arapça, edebiyat ve bilim dili olarak uzun süre hüküm sürmüştü. Hatta o dönemde “Türkler, ailesine Türkçe, Allah’ına Arapça, sevdiğine ise Farsça seslenir” sözü, bu dillerin hiyerarşik dağılımını özetliyordu. Ancak Beylikler dönemi, bu hegemonya karşısında "milli bir duruş" sergiledi.
Beyler, Arapça ve Farsça bilmedikleri için yazılan eserlerin Türkçe olmasını şart koştular. Bu durum, tıp dilinin Türkçeleşmesi yolunda atılan en büyük adımdı. Germiyan, Aydın, Candar ve Osmanoğulları, bilim adamlarını teşvik ederek tıp dünyasına Yâkûbiyye, Sultâniyye ve Ravzatü’l-İtr gibi Türkçe eserler kazandırdılar.
O dönemin en ilgi çekici
yönlerinden biri de sultanlar ile hekimler arasındaki ilişkilerdi. Sultanlar,
hekimleri baş tacı ediyorlardı. Tarihin tozlu sayfalarında karşımıza çıkan en
meşhur örneklerden biri, Çelebi Mehmed ile Hekim Sinan arasındaki ilişkidir.
Ankara’da hastalanan sultana "ruhi bunalım" teşhisi koyan ve
tedavisiyle onu hayata döndüren Hekim Sinan, bu başarısının mükafatını hem
kıymetli hediyeler hem de toprak ile almıştı.
Aydınlı Mehmed Bey’in sarayında, Yahudi bir hekime kadıların ve müderrislerin ayağa kalkarak saygı göstermesi, bugün bizlere modern çağın çok ötesinde bir medeniyet anlayışını hatırlatıyor.
Sağlık, o dönemde bir vakıf kültürüydü. Kütahya’da Germiyanoğlu Yâkûb Bey’in vakfiyesinde yer alan "ve dahi anda kim haste olası olursa, ana hekim getüreler, ilâc itdüreler..." ifadeleri, tıp hizmetinin halka nasıl bir şefkatle sunulduğunun kanıtıdır. Üstelik bu hizmet sadece Türklere değil, sınır tanıyan bir hoşgörüyle her dinden ve mezhepten insana sunuluyordu.
Sonuç olarak; Beylikler dönemi,
Anadolu’yu sadece bir vatan yapmakla kalmamıştır. Türkçeyi bir devlet ve bilim
dili olarak yüceltmiş, hekimliği ise sultanın en yakınındaki saygın bir makama
taşımıştır. Bugün tıbbın tarihine baktığımızda, bu köklü geçmişin izlerini
sadece kitaplarda değil, o günkü beylerin halkına sunduğu şefkatli mirasta da
görüyoruz.
Habip GOSTAK
Sağlık Yönetimi, Tıp Tarihi ve Etik Bilim Uzmanı
Kaynaklar:
A. Süheyl ÜNVER, Selçuk Tababeti.
Ali Haydar BAYAT, Tıp Tarihi.
Habip GOSTAK, Türkiye'de 112 ASH Tarihi.
.png)
Yorumlar
Yorum Gönder