Ana içeriğe atla

Psikiyatrik Aciller

Psikiyatrik rahatsızlıklar gerçek bir hastalık değildir. Gerçek hastalıklar kalp krizi, KOAH, diyabet gibi hastalıklardır. Psikiyatrik rahatsızlığı olan insanlar sadece delidir! Gerçekten böyle mi?


1-Önyargılar, Efsaneler

Psikiyatrik rahatsızlıklar gerçek bir hastalık değildir. Gerçek hastalıklar kalp krizi, KOAH, diyabet gibi hastalıklardır. Psikiyatrik rahatsızlığı olan insanlar sadece delidir!

BU YANLIŞTIR, DOĞRUSU:

Psikiyatrik rahatsızlıklar da kalp krizi, KOAH, diyabet gibi gerçek hastalıklardır. Yapılan araştırmalar, psikiyatrik rahatsızlıkların genetik ve biyolojik nedenleri olduğunu, etkili bir tedavi yöntemi ile tedavi edilebileceğini göstermektedir.

Depresyon, kişinin karakterindeki zayıflık veya kişiliğindeki kusurların bir sonucudur! Tedavi edilmesine gerek yoktur. 

BU YANLIŞTIR, DOĞRUSU:

Depresyon sadece kişinin baş etme becerilerindeki yetersizlikten kaynaklanmamaktadır. Aynı zamanda beyin yapısındaki kimyasal değişiklikler ve çevresel faktörlerden de kaynaklanmaktadır. İlaçla veya psikoterapi ile tedavi edilmelidir.

Kişinin psikiyatrik bir rahatsızlığı varsa, bu durumu yok sayarak üstesinden gelebilir!

BU YANLIŞTIR, DOĞRUSU:

Psikiyatrik rahatsızlıklar yok sayılamaz. Yok sayarak sorunu çözemezsiniz.


2- Psikiyatrik Aciller Nedir?

Psikiyatrik aciller; düşünce, duygu ve davranış alanlarının bir ya da birkaçında ortaya çıkan belirtilerin, hasta veya diğer insanlar için tehdit oluşturduğu ve acil psikiyatrik yardım gerektirdiği durumlar olarak tanımlanır.

KAYNAĞI

Psikiyatrik aciller; birçok kronik ruhsal hastalık, psiko-sosyal stres etmenleri ve olumsuz yaşam olaylarından kaynaklanabildiği gibi, zehirlenmeler, madde kullanımı, ilaç yan etkileri sonrasında da gelişebilmektedir. 

Hastane öncesi ASH’de psikiyatrik vakalar çoğunlukla; alkol intoksikasyonu, ajitasyon ve intihar girişimleri gibi psikiyatrik aciller oluşturmaktadır.

3- Psikiyatrik Bozuklukların Nedenleri

Genellikle:

Biyolojik ve Organik nedenler

Gelişimsel faktörler

Psikolojik nedenler

Duygusal uyaranlar

Sosyal kültürel etkenler gibi birçok nedenin karmaşık etkileşimi sonucunda meydana gelirler.­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­

Psikiyatrik Bozuklukların Nedenleri

1.      Biyolojik veya Organik Nedenler

Kendini psikiyatrik semptomlarla gösteren birçok hastalığın temelinde fiziksel hastalıklar yatmaktadır.

Diyabet, inme, enfeksiyon, kafa travması, alkol, tümör ve ilaçlar birçok davranışsal bozukluklara neden olabilir.

Davranışsal bir bozuklukla karşılaşıldığı zaman, acil olarak tedavi edilmesi gereken altta yatan organik bir sebep olup olmadığı araştırılmalıdır.

Alkol veya ilaç en sık karşılaşılan organik nedenlerdir.

Bunun yanında sıkça karşılaşılan bir diğer neden de, deliryum ve demans gibi semptomlarla beraber görülen organik beyin sendromudur.

2.      Psikososyal Nedenler

Sağlıklı bireyler de stres yaratabilen psikososyal olaylara karşı uygunsuz tepkiler geliştirebilirler.

Kişinin yaşadığı olumsuz psikososyal olaylar karşısında izlenecek yol; sorunla mücadele edip üstesinden gelebilmek için çaba sarf etmek ve/veya sıkıntı yaratan durumdan uzaklaşması için girişimde bulunmaktır.

3.      Sosyokültürel Nedenler

İnsanların yaşadığı sosyal ve kültürel ortam, kişileri davranışsal ve ruhsal olarak etkileyebilmektedir. Örneğin; fiziksel, cinsel ve ırksal saldırılar ya da sevilen birinin ölümünün etkileri bireyin davranışlarında önemli değişikliklere neden olabilmektedir.

PSİKİYATRİK HASTALARA GENEL YAKLAŞIM

Travması olan veya akut bir hastalığı olan hastanın değerlendirmesini yaparken vital fonksiyonlarının değerlendirilmesinde öncelikle kullandığımız tanısal ekipmanlar vardır.

Psikiyatrik hastanın değerlendirilmesinde tanısal ekipman sağlık çalışanının kendisidir. 

Başkasının düşünce işleyişini değerlendirmek için, kendi düşüncelerinizi,

Algılarını test edebilmek için, kendi algılarınızı,

Duygularını ölçebilmek için, kendi duygularınızı kullanmalısınız ve bu pratik gerektirir. 

Maalesef birçok acil çalışanı duygularını bu şekilde kullanmaya alışık değildir.

Örneğin: Birisi sizi çok sinirlendiriyorsa, sizin normal tepkiniz ona öfkelenmektir.

Ancak psikiyatrik hastaların muayenesini yürütürken böyle bir tepki vermemeliyiz!

Şöyle düşünmek daha yararlı olacaktır:

‘Bu adam beni sinir ediyor, ama bu adam psikiyatrik bir hasta. Psikiyatrik hastalar, insanlara tepkilerini genelde böyle gösterirler’

Hastayla konuştuğunuz zaman sesiniz ve konuşma tarzınız hastanın durumuna iyi yada kötü etki edecektir.

Hastanın sadece dinlenmesi bile, durumu tanımlayıp problemin azaltılmasına yol açacaktır.

Hastanın genel durumu ve psikiyatrik problemin doğası, sizin hastayı ne kadar değerlendirebileceğinizi belirler.

Huzursuz hasta, kendisine dokunulmasını istemeyebilir. Hastanın kanaması, bilincinde kötüleşme gibi tıbbi bir neden yoksa buna saygı göstermelisiniz.

Hastaya dikkatli yaklaşın!

Duruşuna, kıyafetlerine, ortamda silah olarak kullanabileceği eşyalar var mı yok mu?

Eğer durumu güvenli bir şekilde kontrol altına alamayacağınızı düşünüyorsanız YARDIM ÇAĞIRIN!

GENEL PRENSİPLER

1.      Olabildiğince sakin ve açık olun.

Huzursuz hastalar sıklıkla korkmuş ve otokontrolünü kaybetmiş durumdadırlar.

Sizin davranışınız, hastanın kontrolünü ele alabileceğine olan güveninizi göstermelidir.

Zaten görüşmenin amacı da hastanın otokontrolünün yeniden sağlanmasıdır.

Sizin panik ve güçsüz duruşunuz, hastanın kaygısını artıracaktır.

2.      Rahatsız edici kişileri görüşmeden uzaklaştırın.

Birçok görüşmeyi seyirciler ve akrabalar olmadan yapmalısınız.

Akrabaları uzaklaştırın. Diğer ekip arkadaşınız, onlardan başka bir odada bilgi alsın.

Bazı hastalar ise yanında bir yakını olmadığında, korkuya kapılabilir.

Böyle durumlarda hastayı sakinleştirebilecek veya hastanın istediği birini yanınızda bulundurun.

3.      Hasta ile görüşme yaparken oturun.

Hastayla 45 derecelik açıyla görüşün. Böylelikle hastanın kişisel alanına girmemiş olursunuz.

4.      Yargılayıcı olmayan bir tutum sergileyin.

Hastayı suçlamayın, eleştirmeyin.

5.      Dürüst bir güven ortamı sağlayın.

Destekleyici, doğru bilgiler verin: Birçok insan sizin olduğunuz gibi umutsuz dönemler geçiriyor, fakat günümüzde bu duyguların etkili tedavileri mevcut.

6.      Aşırı güven vermekten kaçının.

‘Her şey yoluna girecek’ gibi ifadelerden kaçının. Bu sözler hastaya, sizin durumun ne kadar kötü olduğunu anlamadığınızı düşündürecektir.

7.      Hasta hikayesini bitirdikten ve siz değerlendirmenizi yaptıktan sonra eylem planı oluşturun.

Bu, hastaya yardım etmek amaçlı bir şeyler yapıldığı hissini verecektir.

Huzursuzluğu azalacaktır.

Kriz durumundaki insanlar yönlendirmeye ihtiyaç duyarlar.

‘Hastaneye gitmek istiyor musun?’ sorusu yerine ‘Bence hastaneye gitmen önemli. Orada sana yardım edecek doktorlar var’ demelisiniz.

8.      Hastanın seçim yapmasına izin verin.

Örneğin: Hastaya, ambulansa sedye ile mi gitmek istediğini veya yürümek mi istediğini sorun.

9.      Motor aktiviteye teşvik edin.

Hastayı hareket ettirmek anksiyetesini azaltabilir. Hasta yanına bir şeyler almak istiyorsa bırakın alsın. Hazırlanması için zaman verin.

10.  Her zaman hastayla birlikte kalın. Yanından ayrılmayın. 

11.  Hastanının tüm ilaçlarını hastaneye götürün.

12.  Denemeden bir hastayla konuşmanın imkansız olduğunu düşünmeyin.

Hasta sakince oturup sizin varlığınızın farkında değilmiş gibi gözükse de söylediğiniz her şeyi dinlediğini unutmayın!


Kaynaklar:

Gostak, Habip ve Kaplan, Sinan: Yaşam Desteği, Google e-Kitaplar, Dijital Kitap

Yavuz, Süleyman ve Yavuz, Gülşah: Paramedik ve Hastane Öncesi Acil Tıp, Ankara Nobel Kitabevleri.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hasta/Yaralı Öyküsü Alma

Bilinci açık olan hasta/yaralının kendisinden, bilinci kapalı hasta/yaralılardan ise yakınlarından veya olaya şahit, çevrede bulunan insanlarla konuşarak olay yada hastalık hakkında tıbbi amaçlı bilgi toplama işlemine öykü alma denir.  Birinci değerlendirmesi yapılan hasta/yaralının bilinci açık ise ikinci değerlendirmeye hasta/yaralı ile konuşarak başlanmalı ve bu sayede tıbbi müdahaleler için bilgiler elde edilmelidir. İnsanların en zor anlarında onlarla iletişim kurmak zorunda olan ATT/paramedikler, etkin bir acil tıbbi müdahaleyi başlatabilmeleri için bilgi edinme işlemini belirli bir standart içerisinde ve bazı kurallara riayet ederek yapmalıdırlar.  Hasta/yaralı öyküsü alma şu şekilde yapılmalıdır; ·         Hasta/yaralıya yakın oturulmalıdır: ATT/Paramedik, hasta/yaralının kendisini rahat görebileceği, rahat duyabileceği ve sürekli göz teması kurabileceği bir yere oturmalıdır. ·          ATT/paramedik, hasta/yaralıya kendisini tanıtmalıdır: ATT/Param

Oksijen Maskeleri Nelerdir?

OKSİJEN MASKELERİ Oksijen maskeleri, ağız ve burnu içine alacak şekilde tasarlanmış, üzerinde küçük delikler bulunan, yumuşak kauçuk ya da şeffaf plastikten yapılmış, hasta/yaralıya oksijen verilmesini sağlayan araçlardır. Üzerinde bulunan burun klipsi ile lastiği maskenin yüze rahatça oturmasını sağlar. Maske alt kısmındaki özelliğine göre adlandırılır. Her tür maskenin alt kısmından oksijen kaynağına uzanan bir hortumu bulunur. Oksijen maskelerinin yetişkin ve pediatrik hasta/yaralılarda kullanılmak üzere değişik ebatları mevcuttur. Basit Yüz Maskesi Hastanın ağız ve burnunu içine alacak şekilde tasarlanmış, alt kısmında hortumu bulunan kauçuk ya da plastikten yapılmış maske çeşididir. Basit yüz maskesinin üzerinde nefes verme sırasında fazla gazların çıkışını sağlayan iki taraflı küçük delikler ve başa takmak için elastik bir bant ya da lastik bulunur. Yetişkin ve çocuklarda kullanılmak üzere çeşitli ebatlarda olan basit yüz maskesi ile hasta/yaralılara % 40-60 kons

Uygun boy airway nasıl belirlenir?

Uygun boy oral airway seçimi: Oral airway seçimi, hastanın yaşına, cinsiyetine ve fiziki görünümüne göre değişir. Teorik olarak, yetişkin erkeklerde 4-5 numara, yetişkin kadınlarda 2-3, gençlerde 2, çocuklarda 1-0, bebeklerde 00, yeni doğanlarda ise 000 numaralar kullanılır. Pratik uygulamalarda ise hasta/yaralının ön dişleri ile çenenin köşesi arasındaki mesafe ölçülerek veya dudak kenarından kulak memesine kadar uzunluğu olan airway seçilir.   

Airway nasıl uygulanır?

Oral Airway Uygulama Yöntemi Uygulama aşamaları şu şekildedir: Kişisel koruyucu önlemler alınır, Ağız içi kontrol yapılır. Başa uygun pozisyon verilir, Ağız için kan, kusmuk varsa aspirasyon yapılır. Elle alınabilecek yabancı cisim, takma dişler varsa alınır, ağız içine kör dalış yapılmaz, Uygun boyutta airway seçimi yapılır, Çeneden tutularak uygun şekilde ağız açılır, Airway konkav yüzü kafaya bakacak şekilde ağız içine yerleştirilir. Mümkün olduğunca dilin üzerinden damağa yakın ilerletilir, Airwayın bu şekilde ilerlemesi durduğunda 180 derece döndürülür. Dil öne gelecek şekilde biraz daha ilerletilir(Dudaklara dayanıncaya kadar farenkse doğru itilir), Bebeklerde ağız yolunun kısa ve üst damak yeterince olgunlaşmadığından kanama oluşabileceği için airway düz yerleştirilir.

Nazal Kanül ile Oksijen Nasıl Uygulanır?

NAZAL KANÜL Hasta/yaralının burun deliklerine yerleştirilen, yaklaşık 1-1.5 cm uzunluğunda çıkıntıları olan, ince uzun polietilen ya da plastikten yapılmış iki ucu açık bir tüptür. Nazal kanül ile oksijen uygulaması basit, rahat ve güvenli bir yöntemdir. Oksijen alan hasta/yaralı konuşabilir, ağızdan bir şeyler yiyebilir. • Düşük yoğunlukta uzun süre oksijen alması gereken, • Tıbbi acili olan (SpO2 % 94’ün altında) ancak distreste olmamasına rağmen oksijen verildiğinde rahatlatılacağı düşünülen hastalarda, • Maske kullanamayan hasta/yaralılarda nazal kanül kullanılır. Nazal kanül ile verilecek oksijenin akım hızı 2-6 L/dk olacak şekilde ayarlanır. Daha fazla akım hızı ile oksijen verilmesi halinde burun mukozalarında ciddi tahrişler oluşturur ve hasta/yaralıya rahatsızlık verir. Ayrıca tedavinin istenilen etkisi elde edilemez. Nazal Kanül ile Oksijen Uygulamada Dikkat Edilecek Hususlar • Oksijen mutlaka nemlendirilerek verilmelidir, • Nazal kanül ile O2 te

Pratikte AVPU Skalası Uygulama Tekniği

ATT/Paramedik yerde yatan bir hasta/yaralının yanına diz çöker.  İki elini de hasta/yaralının omzuna koyar.  Bu şekilde hasta/yaralıdan gelebilecek ani bir fiziksel tepkiye karşı da kendisini korumuş olur. ATT/Paramedik, hasta/yaralının gözleri açık ise göz teması kurarak, gözleri kapalı ise sesini hafif yükselterek ‘İyi misiniz?’ diye sorar.  ‘İyiyim’ ya da ‘kötüyüm’ şeklinde bir cevap vermesini bekler.  Hasta/yaralının o an olumlu ya da olumsuz bir cevap vermesinden ziyade önemli olan yanıt vermesidir. ATT/Paramedik yanıt aldığında ikinci bir soru sorar; ‘İsminiz nedir?’  Hasta/yaralının ismini söylemesini bekler. Yanıt alındığında o an olay yerinde bulunan hasta yakınından, hastanın verdiği yanıtı onaylatır. İsminin Hikmet olduğunu söyleyen hasta/yaralının gerçek adı Hikmet ise bu durum hastanın kişi oryantasyonunun tam olduğunu gösterir.  Eğer hasta yakını yok ise hastanın kişi oryantasyonunu değerlendirmek için ATT/Paramedik ‘Ben kimim?’ diye sorar. Hasta ‘

Hastanede Çalışan ATT ve Paramediklerin 112'ye Alınması Kararı

Son günlerde gündemi oldukça meşgul eden, hastanede çalışan ATT ve paramediklerin 112 ASH kadrolarına alınması ile ilgili kararda henüz bir sonuca varılamamıştır. Bunun idari nedenleri ile ilgili ortaya atılan bir sürü dedikoduya -geçici- kulak tıkayarak, 112de yıllarca görev yapmış ve şuan hastanede çalışmakta olan birisi olarak düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Gecenin bir yarısı, bilmediğin insanların evinde, acil yardıma ihtiyacı olan birisine yardım etmek 112de çalışmanın en güzel yanlarından biridir, şüphesiz. Peki, şuan 112 ekiplerinin müdahale ettiği insanlardan kaç tanesi, gerçekten 112ye ihtiyacı olan vaka profilidir? Göreve başladığım ilk yıllarda doğum vakalarına bile gönderilmeyen 112 ambulansları, bugün o kadar gereksiz vakalarla meşgul edilmektedir ki…  Gelelim bizler açısından ‘hastanede çalışmak mı yoksa 112de çalışmak mı?’ sorusuna. Her ATT ve paramediğin gönlünde elbette; acil müdahaleye ihtiyacı olana, Hızır gibi yetişip olay yerindeki tüm riskleri anınd

Paramedik Öğretim Görevlisi Bulunamıyor!

Okullar öğretim görevlisi arıyor.  Hocalar sitem ediyor:  P aramedik bölümüne paramedik mezunu öğretim görevlisi bulamıyoruz diye. Haklısınız hocam! Biz de sitemkarız, sisteme ve içimizdeki 112 aşkına… İçimizdeki 112 sevgisi bizi bu hale getirdi, maalesef! Paramedik bölümünden mezun olduğumda, dikey geçiş ile lisans tamamlayabileceğim tek bölüm hemşirelikti. Oysa hemşire olduğumda 112’de çalışmama izin verilmeyecekti. O dönem, Çanakkale’de Afet Yönetimi bölümünün açıldığı zamanlardı.  Paramedik olarak mezun olan her gencin gönlünden geçiyordu burada okumak.  Ancak Acil Tıp Teknisyeni (ATT)mezunu yani Meslek Lisesi çıkışlı olduğumdan o bölüme geçmem imkansızdı.  Afet bölümü, düz liseye öncelik tanıyordu.  Üstelik Dikey Geçiş Sınavı (DGS)ile paramedik mezunu da almıyordu. Sözleşmeli olarak 112’de işe başladım.  Önlisans mezunu olarak kalmamalıydım. Lisans bitirmem gerekiyordu.  Ancak DGS ile tercih edebileceğim lisans bölümü hemşireliği bitirdiğimde, paramedik yetki ve sorumluluklarımı

Kardiyoversiyon Nedir? Ne Zaman ve Nasıl Uygulanır?

Anstabil belirti ve bulguları olan kardiyak aritmilerin manuel defibrilatör kullanılarak, defibrilasyondan daha düşük bir enerji ile sonlandırılması işlemine kardiyoversiyon denir. Kardiyoversiyon nabızlı hasta/yaralılara uygulandığından pratikte bu uygulamaya ‘Canlı canlı defibrilasyon’ da denir. Burada kullanılan ‘defibrilasyon’ ifadesi kardiyoversiyonu ifade etmektedir. Aslında gerçek manada nabızlı bir taşikardide uygulanan defibrilasyon da vardır. Torsade de pointes tipi VT’lerde, hasta anstabil ise defibrilasyon işlemi uygulanmaktadır. Kardiyoversiyon şu ritimlerde uygulanır: · Atriyal fibrilasyon (Af) · Atriyal flatter (AF) · Nabızlı ventriküler taşikardi (Nabızlı VT) Af, AF veya nabızlı VT ritmi olan stabil hasta/yaralılarda kardiyoversiyon uygulanmaz. Stabil vakalarda vagal uyarılar ve/veya antiaritmik ilaçlar uygulanır. Kardiyoversiyon uygulanabilmesi için yukarıdaki ritimlerden herhangi birisi bulunan hasta/yaralıda aynı zamanda anstabil bulgular olma