Ana içeriğe atla

Beyaz Önlük Siyah Şapka Kitabının Kritiği

Beyaz Önlük Siyah Şapka kitabı; hastalıkların tedavisine hayat kurtarma penceresinden bakması gereken hekimler ile hastalıkların tedavisini ekonomik kazanca dönüştürme hevesindeki ilaç baronlarının buluşma hikayesidir. 

Okuyucuyu modern tıbbın karanlık yüzüne yolculuğa çıkaran biyoetik uzmanı Dr. Carl ELLIOT kitabında tıp dünyasına eleştirel gözle bakıyor. Kobaylar, Hayaletler, Tanıtım Elamanları, Kanaat Önderleri, Basın Sözcüleri ve Biyoetik Uzmanları başlıkları ile altı bölümden oluşan Beyaz Önlük Siyah Şapka kitabı ilaçların imal edilmesinden, hastalara ulaştırılmasına kadar geçen süreçlerin her aşamasında, bu durumdan kendilerine para, kariyer gibi kazanç sağlayan farklı çıkar çevrelerini ele alıyor.

Kobaylar başlıklı bölümde; ilaç çalışmaları ile ilgili tarihsel bir bakışa yer vermektedir. 1991 yılına kadar yapılan çalışmaların çoğunluğunun tıp fakülteleri ile eğitim hastanelerinde yapıldığını ancak özellikle 2004 yılına gelindiğinde ise çalışmaların %70’inden fazlasının özel sektöre kaydığını vurgulamaktadır. Bu durumun ilaç endüstrisinin daha fazla ilaç üretme yarışına girmesiyle finansal baskının artmasına bağlamaktadır. 

Dolayısıyla ‘Kobaylık’ başlıklı bölüm; insanlara yararlı olmayı düşünenlerden ziyade kobaylığı meslek olarak benimseyen ve profesyonel olarak bu işi yapanların yaşadıklarından oluşmaktadır. İlacın güvenliğini sınamak üzere sağlıklı deneklere verildiği ve neden olabileceği yan etkilerin incelendiği Faz I klinik çalışmalara katılanların yaşadıkları ile ilgili birkaç trajik örnek sunmaktadır. 

Ayrıca ilaç firmalarının, tıbbi olanakları yetersiz olan gelişmemiş ülkeler ile sağlık hizmetlerine küçük bütçeler ayıran gelişmekte olan ülkelerden daha kolay ve daha rahat gönüllü denekler bulabildiğini anlatmaktadır. Bu ülkelerdeki deneklerin ilaç çalışmalarına katılma nedenini, herhangi bir tıbbi tedavi görmek için insanların ellerine geçecek tek fırsatın ilaç deneyleri olmasına bağlamaktadır. 

İlaç çalışmalarını, deneklerden diğer insanların iyiliği için risk almalarının istendiği ahlaki bir takas olarak tanımlayan ELLİOT; ‘Denekler bu işi yapmaya düşündüğünüzden daha fazla isteklidir’ diyor. ‘Başkalarının iyiliği’ son derece soyut ve kişiler üstü bir kavram olsa da çoğu kobayın, risk almaya hevesli ve özgeci davranma konusunda istekli olduklarını, bu durumun ise onları sömürüye açık hale getirdiğini söylüyor. 

Kobayların yaşadıkları sorunlara çözüm bulmayı amaçlayan Bob Helms adında bir kobay tarafından yayına geçirilen kobay dergisinin amacının, bir çalışmada ne kadar ücret ödendiğinden, deney yapacak ilaç firmalarının yemeklerinin kalitesi hakkında kobaylara tavsiyeler içerdiğini, aslında biraz kara mizah tarzı biraz da işin savunuculuğunu yaptığından bahsediyor. 

Kobay yayını ile etik değerleri ve protokolleri karşılaştırırken etikçilerin standart endişesinin, paranın, acı verici, tehlikeli ve onur kırıcı çalışmalara katılmayı denekler açısından cazip hale getirmesine dem vuruyor. Birçok kobayın, ilaçları aldıktan sonra organ yetmezlikleri gibi çeşitli hastalıklara maruz kaldığını, bazılarının öldüğünü, bazı davaların günlerce haber olduğunu, çoğu olayın ise mahkeme dışında çözüme kavuşturulduğunun altını çizen yazar, kobayların davasına öncülük eden avukat Alan Milstein’in sözü ile kobaylık tanıma şu şekilde yer veriyor; ‘Bu, zenginler daha iyi ilaçlara kavuşsun diye yoksulların yaptığı bir şey.’

Hayaletler başlıklı bölümde; yeni onaylanmış bir alacın, bilimsel özetlerini ilaç üreticilerinin komutları doğrultusunda hazırlayan yazarların, akademik olarak önde gelen yazarlar adıyla yazılarının bilimsel dergilerde yayınlanma sürecini anlatmaktadır. 

Bu yazıları kaleme alan kişileri ‘hayalet yazarlar’ olarak tanımlayan ELLIOT, ilaç hakkındaki yazıların güçlü bilinen akademisyenler adıyla yayınlanmasının endüstri çarkının önemli bir dişlisi olduğunu vurguluyor. 

Dönen çarkta her dişlinin bir görevi vardır elbette. Doktorların hekimlik lisanslarını koruyabilmek için Sürekli Tıp Eğitimi (STE) şeklinde kredilendirilen eğitimlere katılmaları gerekmektedir. STE kredileri katıldıkları kongre, konferans gibi eğitim içerikli programlara göre belirlenmektedir. Akademisyen hekimlerin kredilerinin artması makaleye bağlıdır, makaleler hayalet yazarlara. Hayalet yazarlar firmalara, firmalarının ilaçlarını güvenilir gösterebilmesi de akademisyen hekimler adıyla yayınlanan makalelere bağlıdır. Akademisyen hekimlerin kredilerini onaylayan STE bürolarının gelirlerinin büyük bölümü ise ilaç ve tıbbi cihaz endüstrisi aracılığıyla sağlanmaktadır Modern tıbbın karanlık yüzünde dönen bu çarka, hizmet etmeye gönüllü ya da şartların ittiği nedenlerden ötürü dahil olanların oynadıkları oyun, aslında siyah şapkalıların isteklerine, hırslarına, daha çok kazanma oyunlarına uyma oyunudur. 

ELLIOT, hayaletler bölümünün özetini aslında şu cümleler ile yapıyor; ‘Hekimler, reçete yazmak için bilimsel kanıtlara giderek daha fazla güvendikçe, ilaç pazarlama işi giderek daha fazla bilim gibi görünmeye başladı.’  

Tanıtım Elamanları bölümünde; tarihsel bilgilere yer veren yazar, 19.yy ortalarında başlayan ilaç mümessilliğinin özellikle 1990’lı yıllardan sonra artış gösterdiğini, 1996-2001 yılları arasında ise tanıtım elamanları sayısının tüm zamanlara göre iki kat daha arttığı bilgisini veriyor. İlaç firmalarının satış elamanları olarak bilinen tanıtım elamanlarına tıp camiasında hemen herkesin ‘rep’ diye söz ettiğini söylüyor. Replerin doktorları ilaç yazmaya nasıl ikna ettiklerini, doktorların ise ziyarete gelen replerden etkilenmelerini istatistiki bilgiler ve yaşanmışlıklara yer vererek anlatıyor. 

Doktorların replerden gelen hediyelerin, ilacın reçete edilmesi aşamasında bir etkisi olmadığını savunduklarını, yapılan araştırmalarda ise bunun tersi olduğunu, çarpıcı örneklerle sunuyor. İlaç firmalarında ise, bir doktorun 10 dakikasını almak bile pazar payının tavan yapacağı düşüncesinin hakim olduğunu anlatıyor. İyi bir rep’in rutin satış taktikleri, ekonomik dostluklar yerine doktorlarla yemeğe gitmek, golf oynamak gibi sosyal ilişkilere girdiklerini gözlemlediğini ifade ediyor. 

Satış temsilcilerinin, doktorlar üzerinde etkili olmasının anahtarını şu sözle ifade ediyor; ‘Bütün numara, doktorlara hediye verirken, onlara satın alındıklarını hissettirmemek.’   

Kanaat Önderleri Bölümünde; ilaç firmalarının çalışmaları neticesinde ortaya çıkan pazarlama usulünün; doktorlara ilaçları en iyi doktorlar satar algısının oluştuğunu, bu alana yönelik yatırımların arttığını anlatıyor. 

Bu konu hakkında yapılan ilginç bir o kadar da ilaç firmalarının haklılığını gösteren Dr. Fox adında bir araştırmayı anlatıyor. Bir oyuncuya beyaz önlük giydirilir. Dr. Fox adı verilir ve uydurma, etkileyici bir özgeçmiş ile tıp camiasından dinleyicilere konferans vermesi istenir. Sonuç; dinleyicilerin %90’ı Dr. Fox’u ‘ilham verici’ olarak değerlendirmiştir. 

ELLIOT, ilaç firmalarının, meslektaşlarına mesajları aktarmada özellikle etkili olan ve genellikle akademik araştırmacı kimliği taşıyan nüfuzlu hekimleri kanaat önderleri olarak hedeflediğini aktarıyor. İlaç endüstrisinin pazarlama harcamalarının üçte birini kanaat önderleri için yaptığını, 2004 tarihli bir araştırma örneği ile sunuyor. İlaç endüstrisinin kanaat önderlerine bu denli yatırım yapmasını ise, Gün Işığı Yasasından kaynaklandığını ifade ediyor. Yasaya göre, ruhsatsız endikasyondan bahsetmek repler açısından cezai yaptırım gerektirirken, kanaat önderleri ruhsatsız endikasyonlardan rahatlıkla bahsedebilir. Üstelik işin en ilginç yanı, ilaçların kullanıcılar tarafından tercih edilme nedenleri arasında ruhsatsız endikasyonun büyük payı vardır.

Basın Sözcüleri başlıklı bölümde; ilaç firmalarının ortamı dikkat çekmeyecek şekilde ilacın satılması için ortam hazırlamasına değinmektedir. 

Olay şu şekilde işler; bir ilaç firması, bir hastalığın yeterince tedavi edilmediğini gösteren çalışmaları finanse eder. Akademik otoriteleri toplar, fikir liderleri konuyla ilgili sunumlar yapar. Basın sözcüleri tedavi edilemeyen hastalıkla ilgili görüntülü haber bültenleri hazırlarlar. Fikir liderlerinin çalışmalarına dikkat çekerler, farkındalık oluştururlar. Ortam hazırlandığında çalışmaları finanse eden firmanın ilacı piyasaya çıkar. 

Diğer bir yöntem ise, ardında endüstri sermayesi bulunan kamu hizmet duyurularıdır. ‘Grip aşısı olun’, ‘mamografi çektirin’ gibi kamu spotlarıdır. ‘Sigarayı bırakın’ spotunu aslında nikotin üreticisi ilaç firmasının desteklemesi gibi örneklere yer veriyor. Reklamın aslında insanlara bir şeyleri inandırmak için yapıldığını, her evde müzik odası olacağına inandırmanın dolaylı olarak piyona satışını etkileyeceğini söylüyor. 

Basın sözcülerinin önemli bir görevinin ise, hastalığı markalaştırmak olduğunun altını çiziyor. ‘Sıkışma tipi idrar kaçırma’ bir tür yapısal zaafı çağrıştırır, kazayla altına kaçırmak olarak tanımlanır oysa bu durumu ‘aşırı aktif mesane’ şeklinde markalaştırmak hastaların süper aktif bir organa sahip olduğunu düşündüren bir terimdir. İdrar kaçırmayı tedavi eden bir ilacın, bu şekilde hastalığı markalaştırarak satışlarını üçe katladığı örneğine yer veriyor. 

Çoğu insanın neyi neden satın alacağının bilincinde olmadığını dolayısıyla bu durumun sömürülebileceğini anlattığı bu bölümde, bir kuşak Amerikalı kadınları sigaraya başlamaları konusunda ikna eden, halkla ilişkiler konusunda güçlü bir kişilik olan, Edward Bernays’ın şu sözlerine yer veriyor; ‘Eğer halkla ilişkiler uzmanı doğru ipleri çekerse, insanları bir kukla gibi oynatabilir’

Kitabın son bölümü olan, Biyoetik Uzmanları bölümünde; Biyoetik kurulların, 1970’lerde kurulduğunda gönüllü araştırmalar ile bağımsız etik değerlendirmeler yapabildiğini, biyoetik uzmanlarının, doktorlar tarafından çalışma sahalarına izinsiz giren küstah yabancılar olarak görüldüğünü, zamanla bu önyargının tıp ekibinin sadık üyeleri şeklinde değiştiğini ancak işin içine sermaye desteği girdikçe bağımsızlıklarını kaybettiklerini anlatmaktadır. 

Kendisi de bir biyoetik uzmanı olan ELLIOT, bu başlık altında ‘Biyoetik olgunlaştıkça alanın uygulamacıları bir tür profesyonel uzmanlık hevesine kapıldılar’ yorumunu yapıyor. Güvenilir danışman rolüyle tanınmaya başlanan biyoetik uzmanlarının, muhalif rollerini geride bırakmak zorunda kaldıklarının altını çiziyor. Biyoetiğin tahtın arkasından kralın kulağına fısıldayan güç olduğu yorumuna yer veriyor. 

 

Yorum ve Eleştiri

Biyoetik uzmanı olan yazarın, etik dışına çıkan uygulamaları eleştiren bir kitap hazırlaması ilgi çekici. Ancak sponsor desteği alan tıp kongrelerini eleştirdiği kitabında, kitabının yayınlanmasında destek veren kurumlara teşekkür eden bir yazıya yer vermesi sponsor desteği aldığı düşüncesini oluşturmaktadır. 

Beyaz Önlük Siyah Şapka kitabında birçok farklı ilaç firmasının adının kullanılmış olması o firmaların aslında bir nevi ücretsiz reklamını da yapmaktadır. Kaiser Aile Vakfı tarafından 2003 yılında yapılan bir çalışmada, reklamlar için harcanan her 1 dolar 4.20 dolarlık kazanç sağladığını ortaya koymuştur. Para etrafında dönen etik sorunların açığa çıkarılması açısından oldukça önemli olan kitapta açık ve net bilgilere yer verilmiştir. 

Yazar görüşünü desteklemek için konu başlıkları altında benzer örnekleri sıkça kullanmış ancak kitabın son bölümünde Türkiye’de düzenlenen bir psikiyatri kongresindeki izlenimlerine yer vermektedir.  Kitabının her bölümünde Amerika’da yaşananları anlatıp, benzeri örnekleri sıkça kullanmış olmasına rağmen aşırı gösterişli ve abartılı şeklinde eleştirilerde bulunduğu Türkiye’deki psikiyatri kongresine karşılık Amerika’dan başka bir kongre örneğine yer vermemiştir. Üstelik ‘Bu günlerde en azından Amerika’da bu tür şeyler hoş karşılanmıyor’ şeklinde tek bir cümle ile geçiştirmiştir. 

Oysa Satılık Hastalıklar isimli benzer bir kitapta; Amerika’da 2004 yılına ait bir psikiyatri kongresinin abartılı ilaç firmalarının reklamlarının yer aldığı eleştirisi yapılmaktadır. Beyaz Önlük Siyah Şapka kitabında benzeri bir örneğe yer verilmemiş olması, yazarın tarafsızlığını şüpheye düşürmektedir.

Bu yazıya benzer diğer yazıları görmek için tıklayın: Kitap Kritikleri Bölümü

***Bu yazı Habip GOSTAK tarafından hazırlanmıştır. Kaynak göstermek şartıyla herhangi bir yayın organında yayınlanabilir, mesleki eğitim ve sunumlarda kullanılabilir. Beğendiğiniz yazıları sosyal ortamlarda paylaşabilir, öneri ve şikayetlerinizi tarafımıza ulaştırabilirsiniz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hasta/Yaralı Öyküsü Alma

Bilinci açık olan hasta/yaralının kendisinden, bilinci kapalı hasta/yaralılardan ise yakınlarından veya olaya şahit, çevrede bulunan insanlarla konuşarak olay yada hastalık hakkında tıbbi amaçlı bilgi toplama işlemine öykü alma denir.  Birinci değerlendirmesi yapılan hasta/yaralının bilinci açık ise ikinci değerlendirmeye hasta/yaralı ile konuşarak başlanmalı ve bu sayede tıbbi müdahaleler için bilgiler elde edilmelidir. İnsanların en zor anlarında onlarla iletişim kurmak zorunda olan ATT/paramedikler, etkin bir acil tıbbi müdahaleyi başlatabilmeleri için bilgi edinme işlemini belirli bir standart içerisinde ve bazı kurallara riayet ederek yapmalıdırlar.  Hasta/yaralı öyküsü alma şu şekilde yapılmalıdır; ·         Hasta/yaralıya yakın oturulmalıdır: ATT/Paramedik, hasta/yaralının kendisini rahat görebileceği, rahat duyabileceği ve sürekli göz teması kurabileceği bir yere oturmalıdır. ·          ATT/paramedik, hasta/yaralıya kendisini tanıtmalıdır: ATT/Param

Oksijen Maskeleri Nelerdir?

OKSİJEN MASKELERİ Oksijen maskeleri, ağız ve burnu içine alacak şekilde tasarlanmış, üzerinde küçük delikler bulunan, yumuşak kauçuk ya da şeffaf plastikten yapılmış, hasta/yaralıya oksijen verilmesini sağlayan araçlardır. Üzerinde bulunan burun klipsi ile lastiği maskenin yüze rahatça oturmasını sağlar. Maske alt kısmındaki özelliğine göre adlandırılır. Her tür maskenin alt kısmından oksijen kaynağına uzanan bir hortumu bulunur. Oksijen maskelerinin yetişkin ve pediatrik hasta/yaralılarda kullanılmak üzere değişik ebatları mevcuttur. Basit Yüz Maskesi Hastanın ağız ve burnunu içine alacak şekilde tasarlanmış, alt kısmında hortumu bulunan kauçuk ya da plastikten yapılmış maske çeşididir. Basit yüz maskesinin üzerinde nefes verme sırasında fazla gazların çıkışını sağlayan iki taraflı küçük delikler ve başa takmak için elastik bir bant ya da lastik bulunur. Yetişkin ve çocuklarda kullanılmak üzere çeşitli ebatlarda olan basit yüz maskesi ile hasta/yaralılara % 40-60 kons

Uygun boy airway nasıl belirlenir?

Uygun boy oral airway seçimi: Oral airway seçimi, hastanın yaşına, cinsiyetine ve fiziki görünümüne göre değişir. Teorik olarak, yetişkin erkeklerde 4-5 numara, yetişkin kadınlarda 2-3, gençlerde 2, çocuklarda 1-0, bebeklerde 00, yeni doğanlarda ise 000 numaralar kullanılır. Pratik uygulamalarda ise hasta/yaralının ön dişleri ile çenenin köşesi arasındaki mesafe ölçülerek veya dudak kenarından kulak memesine kadar uzunluğu olan airway seçilir.   

Airway nasıl uygulanır?

Oral Airway Uygulama Yöntemi Uygulama aşamaları şu şekildedir: Kişisel koruyucu önlemler alınır, Ağız içi kontrol yapılır. Başa uygun pozisyon verilir, Ağız için kan, kusmuk varsa aspirasyon yapılır. Elle alınabilecek yabancı cisim, takma dişler varsa alınır, ağız içine kör dalış yapılmaz, Uygun boyutta airway seçimi yapılır, Çeneden tutularak uygun şekilde ağız açılır, Airway konkav yüzü kafaya bakacak şekilde ağız içine yerleştirilir. Mümkün olduğunca dilin üzerinden damağa yakın ilerletilir, Airwayın bu şekilde ilerlemesi durduğunda 180 derece döndürülür. Dil öne gelecek şekilde biraz daha ilerletilir(Dudaklara dayanıncaya kadar farenkse doğru itilir), Bebeklerde ağız yolunun kısa ve üst damak yeterince olgunlaşmadığından kanama oluşabileceği için airway düz yerleştirilir.

Nazal Kanül ile Oksijen Nasıl Uygulanır?

NAZAL KANÜL Hasta/yaralının burun deliklerine yerleştirilen, yaklaşık 1-1.5 cm uzunluğunda çıkıntıları olan, ince uzun polietilen ya da plastikten yapılmış iki ucu açık bir tüptür. Nazal kanül ile oksijen uygulaması basit, rahat ve güvenli bir yöntemdir. Oksijen alan hasta/yaralı konuşabilir, ağızdan bir şeyler yiyebilir. • Düşük yoğunlukta uzun süre oksijen alması gereken, • Tıbbi acili olan (SpO2 % 94’ün altında) ancak distreste olmamasına rağmen oksijen verildiğinde rahatlatılacağı düşünülen hastalarda, • Maske kullanamayan hasta/yaralılarda nazal kanül kullanılır. Nazal kanül ile verilecek oksijenin akım hızı 2-6 L/dk olacak şekilde ayarlanır. Daha fazla akım hızı ile oksijen verilmesi halinde burun mukozalarında ciddi tahrişler oluşturur ve hasta/yaralıya rahatsızlık verir. Ayrıca tedavinin istenilen etkisi elde edilemez. Nazal Kanül ile Oksijen Uygulamada Dikkat Edilecek Hususlar • Oksijen mutlaka nemlendirilerek verilmelidir, • Nazal kanül ile O2 te

Pratikte AVPU Skalası Uygulama Tekniği

ATT/Paramedik yerde yatan bir hasta/yaralının yanına diz çöker.  İki elini de hasta/yaralının omzuna koyar.  Bu şekilde hasta/yaralıdan gelebilecek ani bir fiziksel tepkiye karşı da kendisini korumuş olur. ATT/Paramedik, hasta/yaralının gözleri açık ise göz teması kurarak, gözleri kapalı ise sesini hafif yükselterek ‘İyi misiniz?’ diye sorar.  ‘İyiyim’ ya da ‘kötüyüm’ şeklinde bir cevap vermesini bekler.  Hasta/yaralının o an olumlu ya da olumsuz bir cevap vermesinden ziyade önemli olan yanıt vermesidir. ATT/Paramedik yanıt aldığında ikinci bir soru sorar; ‘İsminiz nedir?’  Hasta/yaralının ismini söylemesini bekler. Yanıt alındığında o an olay yerinde bulunan hasta yakınından, hastanın verdiği yanıtı onaylatır. İsminin Hikmet olduğunu söyleyen hasta/yaralının gerçek adı Hikmet ise bu durum hastanın kişi oryantasyonunun tam olduğunu gösterir.  Eğer hasta yakını yok ise hastanın kişi oryantasyonunu değerlendirmek için ATT/Paramedik ‘Ben kimim?’ diye sorar. Hasta ‘

Hastanede Çalışan ATT ve Paramediklerin 112'ye Alınması Kararı

Son günlerde gündemi oldukça meşgul eden, hastanede çalışan ATT ve paramediklerin 112 ASH kadrolarına alınması ile ilgili kararda henüz bir sonuca varılamamıştır. Bunun idari nedenleri ile ilgili ortaya atılan bir sürü dedikoduya -geçici- kulak tıkayarak, 112de yıllarca görev yapmış ve şuan hastanede çalışmakta olan birisi olarak düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Gecenin bir yarısı, bilmediğin insanların evinde, acil yardıma ihtiyacı olan birisine yardım etmek 112de çalışmanın en güzel yanlarından biridir, şüphesiz. Peki, şuan 112 ekiplerinin müdahale ettiği insanlardan kaç tanesi, gerçekten 112ye ihtiyacı olan vaka profilidir? Göreve başladığım ilk yıllarda doğum vakalarına bile gönderilmeyen 112 ambulansları, bugün o kadar gereksiz vakalarla meşgul edilmektedir ki…  Gelelim bizler açısından ‘hastanede çalışmak mı yoksa 112de çalışmak mı?’ sorusuna. Her ATT ve paramediğin gönlünde elbette; acil müdahaleye ihtiyacı olana, Hızır gibi yetişip olay yerindeki tüm riskleri anınd

Paramedik Öğretim Görevlisi Bulunamıyor!

Okullar öğretim görevlisi arıyor.  Hocalar sitem ediyor:  P aramedik bölümüne paramedik mezunu öğretim görevlisi bulamıyoruz diye. Haklısınız hocam! Biz de sitemkarız, sisteme ve içimizdeki 112 aşkına… İçimizdeki 112 sevgisi bizi bu hale getirdi, maalesef! Paramedik bölümünden mezun olduğumda, dikey geçiş ile lisans tamamlayabileceğim tek bölüm hemşirelikti. Oysa hemşire olduğumda 112’de çalışmama izin verilmeyecekti. O dönem, Çanakkale’de Afet Yönetimi bölümünün açıldığı zamanlardı.  Paramedik olarak mezun olan her gencin gönlünden geçiyordu burada okumak.  Ancak Acil Tıp Teknisyeni (ATT)mezunu yani Meslek Lisesi çıkışlı olduğumdan o bölüme geçmem imkansızdı.  Afet bölümü, düz liseye öncelik tanıyordu.  Üstelik Dikey Geçiş Sınavı (DGS)ile paramedik mezunu da almıyordu. Sözleşmeli olarak 112’de işe başladım.  Önlisans mezunu olarak kalmamalıydım. Lisans bitirmem gerekiyordu.  Ancak DGS ile tercih edebileceğim lisans bölümü hemşireliği bitirdiğimde, paramedik yetki ve sorumluluklarımı

Kardiyoversiyon Nedir? Ne Zaman ve Nasıl Uygulanır?

Anstabil belirti ve bulguları olan kardiyak aritmilerin manuel defibrilatör kullanılarak, defibrilasyondan daha düşük bir enerji ile sonlandırılması işlemine kardiyoversiyon denir. Kardiyoversiyon nabızlı hasta/yaralılara uygulandığından pratikte bu uygulamaya ‘Canlı canlı defibrilasyon’ da denir. Burada kullanılan ‘defibrilasyon’ ifadesi kardiyoversiyonu ifade etmektedir. Aslında gerçek manada nabızlı bir taşikardide uygulanan defibrilasyon da vardır. Torsade de pointes tipi VT’lerde, hasta anstabil ise defibrilasyon işlemi uygulanmaktadır. Kardiyoversiyon şu ritimlerde uygulanır: · Atriyal fibrilasyon (Af) · Atriyal flatter (AF) · Nabızlı ventriküler taşikardi (Nabızlı VT) Af, AF veya nabızlı VT ritmi olan stabil hasta/yaralılarda kardiyoversiyon uygulanmaz. Stabil vakalarda vagal uyarılar ve/veya antiaritmik ilaçlar uygulanır. Kardiyoversiyon uygulanabilmesi için yukarıdaki ritimlerden herhangi birisi bulunan hasta/yaralıda aynı zamanda anstabil bulgular olma